Oslo, İskandinavya’nın en zengin ülkesi. Bir doğal güzellikler harikası, gerçekten tanırının bir mucizesi.

İskandinav kültürüne zaten bayılırım, önceden yazmıştım hem Finlandiya hem İsveç’te yaşadım, Oslo’ya 2 kere gittim ve kelimenin tam anlamıyla beni kendisine âşık etti. Favorim hala İsveç ama sodan hemen sonra ikinci sırada Oslo vardır benim için. Bu yazımda da son yapmış olduğum İskandinav turu sonrası gözlemlerimi anlatacağım. İsveç, Finlandiya ve Danimarka yazılarımı blogdan takip edebilirsiniz.

Oslo, (1624 – 1878 arasında Christiania, 1878 – 1924 arasında Kristiania), Norveç’in başkenti ve en büyük şehridir. Oslo aynı zamanda şehrin bulunduğu eyaletin adıdır. Kopenhag,ve Stockholm’nin ardından İskandinavya’nın dördüncü büyük şehridir. Dünyanın en pahalı şehirleri arasındadır.

Oslo, kentte kalıcı olarak ikâmet eden ilk kral olan Håkon V’in (1299-1319) hanedanlığı itibariyle başkent olarak kabul edilmişti. Håkon V bu dönemde, günümüzde de Oslo limanında yer alan ünlü Akershus Kalesi’nin yapımını başlatmıştı. Bundan bir yüzyıl kadar sonra Norveç, Danimarka ile olan birliğinde kuvvetten düşünce kralların ikametgâhı da Kopenhag’a kaydı. Böylece önemini yitiren Oslo, uzunca bir süre sıradan bir idari yönetim birimi duruma indirgendi.

Oslo, tarih boyunca yangınlarda büyük zarar görmüş bir kenttir. 14. büyük yangın felaketinin ardından, o dönemki Danimarka ve Norveç kralı Christian IV, 1624’te kente Christiania adını vermiş ve Akershus kalesi yakınlarındaki koyda kentin yeniden kurulmasını emretmişti. Kentin 1624 yılı sonrasında inşa edilen kısmı Kvadraturen olarak adlandırıldı. Ancak, Christiania bundan uzun bir süre önce, ticari bazı kazanımlar ile daha önce elinden kaçırdığı önemi yeniden kazanmış ve Norveç’te önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline gelmiştir. 1814 yılında Danimarka ile kurulan birliğin sonuna gelindiğinde, kent bir kez daha gerçek bir başkent olacaktı. Kentteki Kraliyet Sarayı (1825-1848), Stortinget (Parlamento binası) (1861-1866), Oslo Üniversitesi, Ulusal Tiyatro, Oslo Borsası gibi göze çarpan önemli binaların çoğu bu dönemde inşa edildi. Ayrıca, Christiana bu dönem boyunca Henrik Ibsen ve Knut Hamsun gibi yazarlara da ev sahipliği yapıyordu.

Kent, Norveç’in diğer bir önemli kenti olan Bergen karşısında da güçlenince, Norveç’in en popüler kenti haline gelmişti. 1878′ de yeni bir isim değişikliği ile Kristiania olarak adlandırılan kent, bugünkü adı olan Oslo ismini 1925 yılında aldı.

Çok fazla tarih, eski yapı ara sokaklar kültür turizmi seven birisi değilim, daha çok modern seven birisi olarak doğa ile modern’ in buluştuğu bu Vikinglerin evi beni kendisine âşık etti.

Evet, artık yaz saati problemimiz yüzünden Norveç’te saat farkımız döneme göre 1 veya oluyor.

Oslo, aslında Norveç dediğimizde medeniyetin artık en üst noktası diyebiliriz. Maalesef çok pahalı, gezerken sürekli bu adamlar bizim ülkemize gelse bu parayla kral olur dibi düşüncelerle gezerken, bir yandan da burada yaşamak nasıl olurdu sorusunu sürekli kendinize soruyorsunuz. Oslo’ya geliyorsanız sakinliğe alışmanız lazım. Kuzey ülkesi, güzel kızlar eğleneceğiz partiler eller havaya düşünceleriniz varsa biraz uzak durabilirsiniz. Daha çok emeklilere göre bir şehir diyebilirim. Her şeyin çok sessiz sakin olduğu, düzenin mükemmel bir seviyede olduğu tipik bir kuzey şehri.

Ben ilk gittiğimde temmuz ortasıydı, ikinci seferde ekim ayında gittim. İki seferde de şansıma çok güzel 20li derecelerde havalara denk geldim. Ne zaman buraya gelsek ki diye düşünüyorsanız mutlaka yaz zamanlarını seçin zaten burada bizim bahara denk geliyor, kışın çok üşürsünüz. Eğer kışın gideyim Oslo da kuzey ışıklarını görürüm derseniz yine göremezsiniz, daha kuzey şehirlere çıkmanız lazım maalesef.

Norveç, fiyortları görelim gibi bir düşünceniz varsa yine, Oslo değil diyeceğiniz yer. Oslo’dan bir yaklaşık 8 saat yolculuk sonrası Norveç’in içlerine doğru geçince oluyor fiyort turları. Oslo fiyordu denilen bizim boğaz gibi sadece. Bunu neden yazdım, sizi Oslo fiyorduna götüreceğiz vs. gibi olaylar ile tura çekmeye çalışırlarsa size yanlış bilgi vermiş olurlar.

Norveç’te Norveç kronu kullanılmakta. 1 kron bu kadar yazmayayım değişebilir çünkü sürekli ama orada fiyatları TL’ye çevirince uçuk fiyatlara alışın.

Norveç’te musluk suları içilebilir, gönül rahatlığıyla içebilirsiniz.

Herkes çok iyi bir şekilde İngilizce konuşuyor.

◊  NASIL GİDİLİR?  ◊

Eğer Türkiye’den gidecekseniz 2 havayolu şirketi ile 3 alternatifiniz var. THY ve Pegasus uçuş gerçekleştirmekte. Uçuş süresi 3 saat 55 dakika.

THY her gün 07:20 kalkışlı 1751 uçuşunu ve 14:05 kalkışlı 1753 uçuşunu yapıyor.

Pegasus ise Sabiha Gökhan havalimanından Pazartesi ve Perşembe hariç 10:00 kalkışlı 717 numaralı uçuşunu gerçekleştiriyor.

Eğer Avrupa’daysanız zaten, ucuza uçak biletleri bulmanız mümkün. İsveç ve Danimarka’dan ise otobüsler de kalkıyor. Ben ilk gittiğimde İsveç’ten gece otobüsü Danimarka sonrada gece otobüsü Norveç yapmıştım. Günden kazanmak ve otel masrafından kurtulmak için bunu yapabilirsiniz ama sabah 5-6 gibi daha her yer kapalı iken varıyor otobüs bunu göz önünde bulundurmak lazım.

Ben ikinci sefer de Norveç havayolları ile Danimarka’dan gittim Oslo’ya. Norveç havayollarında kendi bavulunuzu kendiniz veriyorsunuz. Zaten online check in yapıyorsunuz veya orada makinelerden check-in oluyorsunuz. Sonrasında uçuş biletiniz ile beraber makine size valiziniz için çıkartmayı da veriyor. Sonrasında tek yapmanız gereken platforma koyup barkodu okutunca otomatik olarak gidiyor, böylece valiz verme, bilet alma sırası büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

Nasıl gidilir yazdım ama ülkeden de gidiş var birde. Norveç yeni yasasına göre havayolu ile başka bir yere gidecekseniz ilave 80NOK vergi vermeniz gerekiyor. Norveçli olsanız da olmasanız da alıyorlar bu parayı.

◊  NEREDE KALINIR? ◊

Evet, Booking veya Airbnb üzerinden otel ve ev ayarlayabilirsiniz. Eğer Karl Johans gate caddesi üzerinde veya yakınlarında bir yer bulursanız konum olarak çok iyi yerde kalmış olursunuz. Bana sorarsanız eğer otel ayarlayacaksanız burada mutlaka kahvaltılı alın, dışarıda yapacağınız kahvaltıdan hem daha iyi olur he daha ucuza kalmış olursunuz.

Booking.com 15$ indirim için tıklayabilirsiniz.

Ben HTL diye bir otelde kaldım Karl Johans gate üzerinde yer alıyor. Tavsiye edebileceğim, gayet memnun kaldığım bir otel oldu. Kahvaltısı da gayet güzeldi.

◊  OSLO  ◊

Evet, Oslo’ya geldiğinizi varsaydım artık. Tren veya otobüs ile geldiyseniz zaten merkezdeki istasyonda iniyorsunuz. Eğer uçak ile geldiyseniz, 2 adet tren bulunuyor. Birisi daha pahalı Express olarak geçen ama yavaş olan ile arasında 2 dakika fark ediyor varış süresinde. Normal şehir metro bileti ile çok rahat bir şekilde gidebilirsiniz. Ayrıca otobüs seçeneği de bulunmakta ama an hesaplısı yerel metroyu kullanmak. Zaten hava limanında bilet satılan bölmeler var, Express ve normal gişeler yan yana.

Şehre geldiğinizde ana istasyona geliyorsunuz belirttiğim gibi. Şehir ufak bir yer, yürüyerek bile her yere gidebilirsiniz büyük çoğunluk ile. Ama eğer toplu taşıma kullanmak isterseniz tek bilet 32NOK(şoförden alırsanız 50), 24 saatlik bilet 90 NOK, 7 günlük ise 240 NOK.

Şehirde ayrıca Oslo pass adı verilen bir kart bulunuyor. adalara giden vapurlar, botlar da dahil olmak üzere bütün toplu taşımayı kullanabiliyorsunuz. 1 günlük 335, 2 gün 490 ve 3 günlük 620 NOK. Ayrıca müzelere, görülmesi gerek yerlere ücretsiz giriş hakkı vermekte bu kart. Ben açıkçası 2 seferde de almadım bu kartı ama tercih sizin.

Peki, Oslo’ya geldik nereleri gezelim neler yapalım?

♦Karl Johans Gate. Mecbur zaten ilk buradan başlıyorsunuz. Şehirdeki ana istasyonun hemen karşısında ki cadde. Oslo’nun istiklal caddesi diyebiliriz. İleriye doğru iyice güzel kafeler, restoranlar ve park geliyor önünüze. Oslo’da görülmesi gereken yerlerden 5-6’sı zaten bu cadde etrafında konumlandırılmış durumda. Ayrıca üst paralelindeki caddede Ulusal Müze ve Tarih Müzesi ile beraber üniversite binasını görebilirsiniz. Müze insanı olmadığım için yorum yapmayacağım çok, yerini söyleyeyim ben kenara çekileyim.

♦Oslo Katedrali. Oslo şehrinin ana kilisesi kabul edilir. 1694 yılında yapımına başlıyorlar ve 3 sene sonra tamamlanıyor. Norveç kraliyet ailesi ve Norveç Hükümeti etkinlikler için burayı kullanmakta.

♦Stortinget. Norveç’in tek parlamentolu ulusal meclisi. 1814 anayasası gereğince oluşturulmuştur.

♦Kraliyet Sarayı. 1849 yılında yapımı tamamlanan saray, Norveç’in Fransız doğumlu Kral 3. Charles için yapılıyor. Şu anda Norveç kraliyet ailesinin mevcut ikamet yeri ama prens Oslo’nun batısında Asker’de kalmakta. Saray sadece 173 odacığa sahip. Buraya ulaşması çok kolay. Bulamamanız imkansız. Karl Johans gate’in sonunda zaten kraliyet sarayı bulunmakta. Ön kısmı kocaman bir açıklık, saraya çıkan merdivenlerden de muhteşem hem Oslo hem Karl johans gate manzarası görülebiliyor. Meydan ortasında Norveç ve İsveç kralı Charles John heykeli bulunmakta. Atların üstünde zaten her yerde Oslo’da polis var, burada da görmeniz mümkün. Eğer öğren saatindeyseniz, asker nöbet değişimini izleyebilirsiniz. Açıkçası çok etkileyici değil, askeri şeyleri dünyanın her yerinde de saçma bulurum ama görmeden de gitmedik. Burası ile ilgili en güzel anım aslında 2012 yılında ilk geldiğim zaman. Sarayın arka tarafında bahçeleri gezebiliyorsunuz. Gece otobüsü ile sabah gelince baya yorgunduk ve saray bahçelerinde çimde uyuya kalmıştık bir saat civarı en az. Kimse ne dokundu, ne bir laf etti. Ufak göletler, yeşil alan, buraya gelirseniz bahçeleri gezmeden çıkmayın.

♦Oslo belediye binası, Rådhus. Kraliyet sarayından denize doğru yöneldiğinizde gözünüzden kaçamayacak bir bina. İçerisinde belediye meclisi, şehir idaresini, sanat stüdyosu ve galerilerini bulundurmakta. Yapımına 1931 yılında başlanan yapı, birinci dünya savaşı yüzünden 1950 de bitebiliyor. Asıl özelliği ise 10 Aralık tarihinde Nobel barış ödülü burada veriliyor. Arnstein Arneberg ve Magnus Poulsson tarafından tasarlanmıştır. Çatısında her saat başı çalan 49 çan bulunmaktadır. 2005 yılında Oslo’nun “Yüzyılın Yapısı” olarak adlandırılmıştır, oyların %30,4’ünü alarak. İçine girebiliyorsunuz.

♦Stranden caddesi ve Aker Brygge bölgesi. Oslo şehrinde kendisine âşık olduğum bölge, şehrin en güzel yeri bence. Bu bölge artık Oslo’nun modernliği ve lüksünü gösteriyor. Bir deniz şehri (sahil demek istemiyorum pek) olarak, deniz kenarında lüks hepsi güzel restoranlar, publar, bölgede sahilden içeri kısımlara girdiğinizde dahi güzel mekânlar, kafeler mağazalar bulacağınız bir yer. Bizim Üsküdar’daki gibi caddenin solunda denize neredeyse sıfır, basamaklar da bulunuyor. Burada oturmak veya cadde üzerindeki banklarda yayılıp manzaranın tadını çıkartmak, keşke ömrümün kalanını böyle geçirebilsem diye insanı düşündüren bir moda sokuyor. Cadde sonunda ise Astrup Fearnley müzesi bulunmakta. Müzenin arka tarafında ise ufak bir plaj var. Ben açıkçası çok hafif üşürken çocukların çıplak o suya girmesi çok garip gelmişti ama elde ne varsa alışıyor insan ona demek ki. Google Norveç ofisi burada ayrıca.

♦Astrup Fearnley Müzesi. Oslo’da özel bir şirkete ait olan modern sanatlar müzesi. 1933 yılında açılıyor. Her yıl 6-7 sergi oluyor. Oslo pass ile girilebiliyor.

♦Nobel Barış Merkezi. Nobel barış ödüllerine adanmış bir merkez. 2005 yılında açılıyor. Şehir merkezinde hemen belediye binasının (Nobel ödüllerinin verildiği yer) yanında.

♦Akershus Kalesi. Oslo’yu koruma amacı ile yapılan bir kale. Oslo, kentte kalıcı olarak ikamet eden ilk kral olan Håkon V’in (1299-1319) hanedanlığı itibariyle başkent olarak kabul edilmişti. Håkon V bu dönemde, günümüzde de Oslo limanında yer alan ünlü Akershus Kalesi’nin yapımını başlatıyor. Manzara olarak tepesine çıktığınızda inanılmaz bir görüntü var. Stranden caddesi ve Aker Brygge bölgesi hemen karşınızda, sağınızda Belediye binası ve saray, solda ile Baltık denizi. Gerçekten surların üzerine oturup eline çay veya sıcak içecek alıp manzaranın tadının çıkarılacağı bir yer. Giriş arka taraftan ama ve biraz tırmanma gerekiyor yokuş yukarı.

♦Grünerløkka. Oslo’nun bir bölgesi. Geleneksel çalışan kesim bölgesi ama 20nci yüzyıl sonralarına doğru bu bölgede yenileme çalışmaları başlıyor. Doğu bölgesinde yer alıyor ve diğer doğu bölgesi evlerine kıyasla burada fiyatlar daha fazla. Biz burada ne yapabiliriz. Gündüz gelenin bir anlamı yok ama gece restoranlar publar ile hareketli renkli bir bölge haline geliyor.

♦Frogner Parkı ve Vigeland. Oslo’nun en büyük reklamı burası bence. Her tanıtımda, her gösterimde burası gösteriliyor. Yürüyerek şehir merkezinden bir 45 dakika sürüyor. Toplu taşıma ile 12 numaralı tramvay gidiyor Vigelandsparken durağında inmeniz yeter hemen kapısında duruyor zaten. Park 0,45 kilometrekare alana sahip. Oslo Frogner bölgesinde, eskiden Frogner malikânesinin bir parçası. Malikâne parkın güney kısmında ve şu anda Oslo Şehit Müzesini barındırıyor. Frogner parkın’ın en önemli özelliği tabii Vigeland yerleştirmesinden sonra ortaya çıkıyor. Gustav Vigeland tarafından yerleştirilen bir açık hava heykel müzesi. 1920 ve 1943 yılları arasından yapılmıştır. Vigeland Heykel Parkı (sculptre park) olarak anılsa da burası ayrı bir park veya parkın adı bu değil, Vigeland Frogner parkında yerleştirilen heykellerin adı. Sadece heykel değil, göletler, geniş yeşil alanlar, gençlerin gelip yoga yaptığı, spor yaptığı, piknik yaptığı bir sosyal alan aynı zamanda. Saatlerce içinden çıkmak istemeyeceğiniz bir park. Parkın ortasında yükselen bir monolit, 36 figür grubu bulunmakta burada ve hayat döngüsü mesajını vermekte. Parkın en meşhur heykeli ise sinirli çocuk olmuş durumda. Çocuğun elini tutan bir daha gelir gibi şeyler var, işin komiği sürekli eli tutulduğu için altın sarısına dönmekte rengi. Yakın tarihte haziran ayında el tekrardan orijinal renge boyanıyor ama ağustos ayında geri altın rengi oluyor. Her yıl 1-2 milyon arası insan ziyaret etmekte.

 

♦Opera Binası. Norveç ulusal opera ve bale sahnesi. Oslo merkezinde yer almakta. Norveç devlet dairesi tarafından işletilmekte. Toplam 38500 metrekare alanda 1100 oda bulunmakta.  Ana sahne 1364 koltuğa sahip. Norveç’te yapılmış en büyük kültür binasıdır. Girmeseniz bile mutlaka ve mutlaka gelip en azından dışında ve çatısında vakit geçirmelisiniz. 1999 yılında yeni opera binası yapılsın diye karar verilince bir tasarım yarışması yapılıyor ve 350 aday içerisinden bu kabul ediliyor. 02007 yılında bitiriliyor. 760 milyon dolar bütçesi varken 52 milyona tamamlıyorlar.

♦Oslo fiyordu. Tekne gezisi veya adalara giden tekneye binmek isterseniz Rådhusplassen Caddesinin olduğu bölgeden yapıyorsunuz. Eğer isterseniz özel birkaç saat süren yemekli fiyort turu da var. Ama yazının başında dediğim gibi resimlerdeki Norveç fiyordu hayal etmeyin. Bir nevi boğaz turu diyebiliriz buna. Ama Baltık denizinin serin esintisi gerçekten çok güzel hissedilir.

♦Müzeler adası Bygdøy. Rådhusplassen’ten tekneler kalkıyor. Aslında burası bir yarım ada ama otobüs ile ulaşım hem daha uzun sürüyor, hem de Oslo’da en azından ufak bir tekne turu yapmış oluyorsunuz bu şekilde. Ada üzerinde 2 noktada duruyor bot. İlk noktada inin, müzeleri gezerek ikinci nokta da Fram Museum önünden 2. Noktadan geri binerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Adada klasik İskandinav hayatını çok içten bir şekilde görmeniz mümkün. En fazla 2 katlı ahşap evler, yanına liman, kalitenin lüksün aynı zamanda basitlik vs. sadeliğin örneği. Adada ufak kafeler dondurmacılar bulmanız mümkün.

◊İlk göze çarpan Dronningen Marina oluyor. Norveç yat kulübü de burada ayrıca. Vakit geçirmesi oldukça keyifli olur, resim çekmek için çok güzel manzaralar çıkıyor.

◊Norsk Folkemuseum. Norveç Kültürel Tarih Müzesi. Her yazımda söylerim müze sevmem müzelere girmem. Buraya mutlaka girin. Stockholm’deki Skansen gibi. Açık hava müzesi. Norveç’in her bölgesinden örnek yapılar toplanılarak minyatür bir Norveç yapılmış. Uzun bir zamanımızı aldı burası. Yöresel kıyafetli insanlar, sanki gerçekten o köyde hayat varmış gibi, her yapının üstünde eskiden ahır mı, han mı, mahzen mi olduğu bilgileri yazıyor. Açık havada hayvanlar dolaşıyor. Dediğim gibi mutlaka gelin, hatta ufak piknik bölgeleri bile var, sandviçlerimizi çıkartıp dinlenip ortamın tadını çıkartıp yemeğimizi yemiştik.

 

◊Viking Gemisi Müzesi. Stockholm’e gittiyseniz Vasa’dan sonra bir anlamı yok ama içerisinde ufak bir Viking gemisi var. Vasa ile kıyaslandığından daha küçük bir bot kalıyor ama Viking izlerini çok daha fazla taşıyan bir yapıya sahip.

◊Norsk Maritimt Museum. Kuzey denizcilik müzesi. Mimari tasarım ödülü almıştır müze. 1914 yılında yapılıyor. Denizcilik tarihi ve kültürü ile ilgili tarihi bot modelleri, balıkçılık arkeoloji resimler gemi yapımı gibi bilgiler var içerisinde.

◊Kon-Tiki Müzesi. Kon-Tiki, Norveçli bilim insanı Thor Heyerdahl ve beş arkadaşının 1947’de Güney Amerika’nın batı kıyılarından Tahiti’nin doğusundaki adalara yaptıkları yolculukta kullandıkları sal. Heyerdahl, eski çağlarda Amerika’da yaşayan insanların, okyanusu salla geçerek Polinezya’da koloniler kurmuş olabileceği düşüncesini kanıtlamak istiyordu. Heyerdahl, arkadaşlarıyla birlikte Callao’da (Peru) yetişen balsa ağacı kütüklerinden yaptığı ve efsanevi İnka tanrısı Kon-Tiki adını verdiği bu salla 4,300 millik yolu 101 günde almayı başardı. Kon-Tiki bugün Oslo’da aynı adla anılan müzede sergilenmektedir.

◊Fram Müzesi. Norveç kutup araştırmaları ile ilgili müze. Norveç kralının yazları ikamet ettiği yer aynı zamanda. 1936 yılında kuruluyor müze. Kutup ile ilgili araştıralar mevcut.

◊  NE YENİR? NE ALINIR?  ◊

Norveç somonu tabi. Evet eğer deneme şansınız olursa gayet güzel olur. Bunun yanı sıra asıl olay tabiki buraya kadar geldiniz, deniz ürünlerini tatmanız olacaktır. Pazarlar da satılanları veya fast food tarzı külahta satılan deniz ürünlerini pek tavsiye etmem, deneyecekseniz bir lokantaya oturup yemeniz deniz ürünlerini.

Karl Johans Gate caddesi üzerinde kafe, restoran bulma şansınız var, eğer size uymazsa ünlü fast food zincirlerinin şubeleri de mevcut.

Stranden Caddesinde ise gerçekten iyi yemeği yiyebilirsiniz. Deniz manzası eşliğinde güzel bir kafe veya restoran, eğer imkanınız olursa kesinlikle burada bir yemek yemenizi tavsiye ederim.

Tavsiye vermek kolay ama bütçe kısmı var işin birde. Maalesef aşırı pahalı bir ülke ve bu sefer alternatif marketler de olabilir. Stranden caddesinde ileride ara kısımda büyük bir market bulabilirsiniz. Marketlerde hazır yemekler var. Patatesi, tavuğu, mezesi, makarnası plastik kaba koyup veriyorlar, aldığınız ürün cinsine göre isterseniz ısıtıyorlar. En ucuz yollu bu yola başvurabilirsiniz. Yemekleri küçümsememek lazım, gayet iyi seçenekler olabiliyor market reyonlarında ki yemek kısımlarında çünkü çoğu Norveçli evde yemek yapmaktansa hazır alabiliyorlar bu nedenle iyi olmalı yemekler.

Ne alınır kısmında ise fazla bir şey yok açıkçası. Viking şapkaları, kılıçları, bereleri gibi viking temalı bir sürü eşya bulabilirsiniz. Bunun dışında ahşap ürünler de bulunuyor. Klasik magnet, anahtarlık Karl Johans Gate caddesinde en fazla bulursunuz. Çiçek pazarının hemen yanında 2-3 mağaza var hatta. Gelmişken çiçek pazarına da bakabilirsiniz hemen şehir kilisesinin karşısında, Karl Johans da.

Ben ilk geldiğimde ikinci el ve antika eşya pazarına denk gelmiştim. Bu kadar parası olan adamların böyle pazarlara sahip olması gerçekten ilginç ama eğer size de denk gelirse, uğramadan geçmeyiniz derim.

◊  ÖZET  ◊

Özetle öncelikle şehrin ufak olduğunu unutmayın. Frogner Park harici toplu taşımaya pek ihtiyacınız olmayacaktır. Yüksek fiyatlara alışın. Siz üşürken veya size bir esinti gelmişken insanların güneşleniyor olması veya küçük çocukların denize giriyor olmasını normal karşılayın 🙂 Eğer gerçekten daha fazla vaktiniz varsa burada, şehrin dışındaki yerleri, göletleri keşfetmeye çalışın doğal güzellik için. Hayatınızda asla unutamayacağınız ve daha ötesi olamaz diyeceğiniz bir şehir.

Herkese iyi seyahatler!

Yorum Yaz