Sürekli, bizim komşu ya bir ara gideriz denilen Atina, sonunda bende gitmeye karar verdim. 30 ağustos perşembeye gelir tatil olur da ben gezmez miyim 🙂 4 günlük durağım Atina oldu.

Yunanistan ile özellikle de Atina, söyleyecek çok bir şey yok zaten, ismi yetiyor. Olimpiyatların, tanrıların doğdu yer, binlerce yıllık bir geçmişe sahip.

Atina, (Yunanca: Αθήνα, Athina) Yunanistan’ın başkenti ve yaklaşık 4 milyon kişilik nüfusuyla en büyük şehridir. Eski Yunan medeniyetinin de merkeziydi. Etrafı tepelerle çevrilidir ve yalnız batı kısmı açıktır. Limanı olan Pire’ye 7 kilometre uzaklıktadır.

Kozmopolit ve modern bir şehir olan Atina, antik çağlarda da önemli bir ticaret ve kültür merkeziydi. İsmi, koruyucusu olan savaş tanrıçası Athena’dan gelmektedir. 1896 ve 2004 Yaz Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmıştır. Atina, ibadete açık cami bulunmayan tek Avrupa ülkesi başkentidir. Kentin yüz ölçümü 39 km², metropoliten alanın yüz ölçümü ise 427 km²’dir.

Bir Liman şehri olmasına rağmen, deniz kenarında hiç bir aktivite olmaması, şehirde ki bütün esprinin ise merkezde olması beni çok büyük hayal kırıklığına uğrattı.

Atina’da 3.5 gün kaldım diyebilirim. Açıkçası beni pek etkileyen bir şehir olmadı. Aynı bizim ege şehirleri bir farkı yok. Büfelerde dergilerde Hülya Avşar kapakta, hediyelik almak isterseniz sabun nazar boncuğu, bizden farklı hiçbir şey bulamadığım için hayal kırıklığı oldu maalesef. Hatta şöyle ki, yurt dışında yeni bir şehre gelmişim, en sonunda ya ben neden resim çekmiyorum ya diye resim çekeyim bari diye başladım resim çekmeye, o derece düşmüştüm.

Aynı bizdeki gibi yaya geçidinde durma pek yok.

Şehrin bir diğer sıkıntısı ise güzel tarihi yerleri var, görülmesi gerekli mutlaka ama bunun dışında hala 3500 yıldan eski olan tarihin mirasını yiyip, üzerine pek de bir şey koymamışlar. Bir İtalya’daki gibi her yerde eser bekliyor insan gelmeden önce çünkü aklımızda oluşturulan imaj bu yönde ama maalesef yok.

Ülkenin sevdiğim bir yanı beni nedense İtalyan zannediyorlardı.

İlginç olan nokta, belki de Avrupa seyahatlerimde en az Türk gördüğüm, duyduğum şehir oldu. Herkes en sona bırakıyor herhalde nasılsa komşu diye ama kimseye sonunda nasip olmuyor.

Evet, şu an asıl vurguyu yapmam lazım. Artık ülkemiz kış saati/yaz saati uygulamasını kaldırdığı için, gideceğiniz döneme göre saat ayarlamanız değişik olacaktır. Bu nedenle dikkatli olun.

◊  NASIL GİDİLİR?  ◊

Aktarmasız olarak 3 uçak bulunmakta. THY, Pegasus ve Aegean havayolları İstanbul-Atina seferleri yapmakta. Uçuş süresi 1 saat 25 dakika ama biz biraz daha kısa sürede Atina’ya varmıştık.

THY Pazar hariç 1841 numaralı uçuşunu yapıyor saat 00:45’de.

Aegean her gün 991 numaralı uçuşunu yapıyor 10:35 kalkışlı.

Pegasus ise Sabiha Gökçen havalimanından kalkan 745 numaralı uçuşunu gerçekleştiriyor. 15:40’da kalkıyor bu uçakta.

Bunların haricinde tabii komşumuz Atina sonuçta, otobüs ile gidebilirsiniz veya tur şirketi ile gidecekseniz otobüs ile götürüyorlar büyük çoğunluk ile. Maalesef bu süre 14 saati bulmakta. Erken zamanlarda ucuz uçak bileti bularak çok daha rahat bir şekilde gidebilirsiniz bence.

◊  NEREDE KALINIR?  ◊

Bu konuda herkes farklı düşüncelerde olabilir tabii, Booking üzerinden Epidavros Hotel diye bir yerde kaldım ben. Omonia metro istasyonuna yakın. Aslında metro ve yürüyerek te çok uzak değildi ama yine bir 15-20 dakika alıyor yürüyerek. Bu bölgede oteller biraz daha ucuz, bölgeyi tarif edecek olursam, bizim ülkemizdeki çıkrıkçılar tarzı, biraz Eminönü’nü andıran bir yer. Ucuza penye kıyafetler, elbise satan mağazalar, tahta eşyalar, eskicilerin olduğu pek te güzel bir bölge değil ama oteller ucuz.

Merkeze daha yakın olmak isteyenlere öneri Monastiraki Meydanı yakınlarında bir otel ayarlamaları olacaktır. Şehrin merkezi sayılabilecek bu bölgede kalırsanız, her yere yürüme mesafesinde olacaksınız.

Booking.com 15$ indirim için tıklayabilirsiniz.

◊  ATİNA  ◊

Evet, geldik Atina’ya. Aşırı büyük olmayan bir hava limanı var. Sorun şu, Avrupa dışından geliyoruz diye özellikle mi bilemiyorum, birde Aegan ile uçmuşuz kendi havayolları öğlen vakti Atina’dayız, sadece 2 pasaport görevlisi var, İstanbul’dan uçtuğum süre kadar belki de en az, pasaport kontrolünü geçmek ile uğraştım. Belki şansınıza olmaz hemen de geçebilirsiniz ama baştan uyarımı yapayım ben.

Şehir merkezine gitmek için metro veya otobüsü kullanabilirsiniz. Ben metroyu tercih etmiştim. Eğer metro ile gidecekseniz, Atina’da metroya giden tren bileti ayrı, ilave farklı bilet almak zorundasınız. Zaten metro bileti almak için makinelere gittiğinizde havalimanı deyince ona göre veriyor. Havalimanına tek yön bilet 10€, gidiş dönüş veya 2 kişi bilet alırsanız 18€. Otobüs bileti almak isterseniz ise 6€ veya indirimli 3€.

Toplu taşımada en ucuz bilet 1,4€ veya öğrenci 0,6€ 90 dakika kullanım hakkı veren bilet. (havalimanı dâhil değil)

24 saat geçerli bilet 4.5€. Metro otobüs hepsini kullanabiliyorsunuz. (havalimanı dâhil değil)

5 günlük bilet 9€. (havalimanı dâhil değil)

3 günlük turist bileti. Havalimanına gidiş dönüş bilet, 3 günlükte toplu taşıma 22€. İndirimli bilet yok. Bileti Havalimanı metrosu ve otobüs durağından alabilirsiniz. Şehir içi metro duraklarından Omonoia, Syntagma, Thiseio, Monastiraki, Akropoli ve Piraeus’ta alabilirsiniz.

3 güne kadar kalacaklara turist bileti daha ucuz olacaktır. 18€ sadece havalimanına vereceksiniz çünkü. Eğer 3 günden fazla kalacaksanız turist bileti pek mantıklı gelmiyor.

Evet, Atina şehrine, oteline ulaştığınızı varsayarsak, artık gezme vakti! Nereleri gezmeli, neler yapmalı peki?

Her yerde olduğu gibi şehri durak durak gezen çift katlı otobüsler mevcut. Mavi renkli olan en çok yer gezdiren ve en ucuz olandı bizim gittiğimiz zaman ama karar sizin. Burada çalışan 3 adet şirket var çünkü. Kırmızı sarı ve mavi renkteler. Ayrıca yine tek olmayan ve Syntagma Meydanından kalkan mini trenler mecvut, ufak bir Plaka turu ve sonunda sizi Akropolise çıkartmakta, bir bileti 4 saat geçerli oluyor.

♦Monastraki Meydanı. Şehrin ana turistik bölgesi burası oluyor. Burada karşıda Akrapolis manzarasını güzel bir şekilde görebiliyorsunuz. Aşağıya doğu Plaka bölgesine de ilerleniyor. Bu meydan bizim adaları hatırlattı bana. Çok sayıda yemek yiyebileceğiniz yer, bütün caddeler ve ara sokaklar hediyelik eşya satan, tişört, sabun, takı satan mağaza ile dolu. Pazar günleri bitpazarı varmış, ayrıca Astiggos caddesinde eskiciler bulunmakta. Bu meydanda ve ara sokaklarında bol sayıda kafa butik bulmanız mümkün. Hediyelik önerebilirim ama ara sokaklarda daha ucuza bulmanız mümkün.

♦Ermou Caddesi. Bizim İstiklal Caddesi ne ise, Ermou’da Yunanistan için o. Tabii karıştırılmamalı bizim caddemizin genişliği, ihtişamı yok, daha minik, mağazaların olduğu bir cadde. Monastraki meydanını Syntagma Meydanı’na bağlamakta. Panaghia Kapnikarea kilisesi caddenin ortasında bulunmakta. Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde olan Tiger mağazası da burada bulunmakta.

♦Atina Metropolitan Katedrali. 1842 yılında kral ve kraliçenin ilk taşı koyması ile başlıyor inşası. Yıkılmış 72 kiliseden mermerler getirilerek yapılıyor. 21 mayıs 1862 yılında tamamlana katedrali kraliçe Beşarete (Meryem’e İsa’nın doğumunun melek Cebrail aracılığı ile önceden bildirilmesi) adamıştır. Aziz Philothei’nin kemikleri burada saklanmaktadır. Osmanlı haremlerindeki kölelerin kefaretini ödemiştir. V.Gregory ise 2. Sultan Mahmut tarafından asılarak ve bedeni boğaza atılarak ölmüştür, Yunan bağımsızlık savaşını sürüklediği gerekçesiyle. Kendisinin mezarı da bu kilisededir.

♦Syntagma Meydanı. Bir başka meydan Atina’da ama önemli bir meydan. Monastraki onların Sultanahmet’i ise, Syntagma ise taksim meydanları. Meydanda hemen karşıda parlamento binası yer almakta. Ayrıca Akropolis’e gitmek isterseniz, buradan kalkan trenler mevcut, eğer o kadar yol tırmanmak istemezseniz, güzel bir alternatif. Ayrıca çevresinde, Monastraki’ye kıyasla daha kaliteli ve temiz restoranlar bulunmakta.

♦Parlamento Binası. Syntagma meydanında yer alan Parlamento binası, önündeki askerler ve nöbet değişimi ile dikkatleri üzerine toplamakta. Hemen ortada yanan bir ateş bulunuyor. Ülkede yaşanan önemli olaylarda bu meydanda Parlamento binası önünde toplanıyor Atinalılar.

♦Ulusal Bahçeler. 155000 metre kareye yaklaşan bir alana yayılı. Hemen Parlamento binası arkasında bulunuyor. Bahçe de bazı antik kalıntılar, tef, mozaikler ve diğer kalıntılar bulunmakta. Yunanistan’ın ilk valisinin ve Philhellene Jean-Gabriel Eynard büstü vardır. Güney tarafında Yunan şairlerinden Dionysios Solomos, Yunan Ulusal Marşı yazarı ve Aristotelis Valaoritis büstleri bulunmaktadır. Ayrıca içerisi ufak bir hayvanat bahçesi şeklinde. Hayvanları izleyebilirsiniz, ufak kafelerde oturup dinlenebilirsiniz.

♦Zappeion Binası. Kongre ve sergi merkezi. Theophil Hansen tarafından tasarlanan yapının temeli 20 Ocak 1874’te atılırken inşası 20 Ekim 1888’de tamamlandı. Modern Olimpiyat Oyunları’nın ilki niteliğindeki 1896 Yaz Olimpiyatları’ndaki eskrim müsabakalarına ev sahipliği yapmasının yanında 1906 Ara Olimpiyatları’nda Olimpiyat Köyü olarak kullanıldı.

♦Lycabettus Dağı. Buraya gitmeniz için Kolonaki bölgesine gitmeniz, orada baya bir yokuş çıktıktan sonra teleferikle yukarı çıkmanız gerekiyor. 7€ civarı bir ücreti var yukarı çıkmanın. Beklerken aynı zamanda hediyeliklere bakabilirsiniz kendi mağazası var zaten teleferiğe buradan biniyorsunuz. Teleferik ile çıkarken ufak ışık efektleri koymuşlar eğlenceli olabiliyor. Tepeye çıktığınızda restoran bulunmakta ve Aziz Isidore kilisesi bulunmakta. Akrpolis öncesi biz buraya geldik ve hiç de pişman olmadık. Mutlaka gelmeniz gereken bir yer. Yorgunluğunuza kesinlikle değiyor. Bütün Atina ayağınızın altında, Akropolis karşınızda, inmek istemedik resmen. Biz gittiğimizde şansımıza önce kilisede yeni doğan bir çocuk için vaftiz töreni vardı. Ardından ise bir nikâha denk geldik. Gençler buraya çıkarken cipsini birasını veya içeceğini alıp manzara eşliğinde vakit geçiriyorlar.

♦Panathinaiko Stadyumu. Diğer bilinen adıyla Kallimarmaro (“Güzel Mermerli” anlamına gelir). Antik zamanlarda inşa edilen stadyum, Tanrıça Athena onuruna düzenlenen Panathenaik Oyunları’nda kullanılmaktaydı. Bu sıralarda tribünler tahtadan yapılmıştı. MÖ 329 yılında, Atinalı Lycurgus tarafından mermer kullanılarak baştan aşağıya yenilenen stadyum, 140 yılında Herodes Atticus tarafından genişletildi ve 50.000 kişi kapasiteli oldu. 1896’daki ilk Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapan stadyum, alanındaki en eski yapılardan biri ve tamamı beyaz mermerden yapılan tek stadyumdur. 1906 Ara Olimpiyatları’nın düzenlendiği ana stadyum olmuş, 2004 Yaz Olimpiyatları’nda ise okçuluk müsabakaları ile maratonun bitiş kısmına ev sahipliği yapmıştır. Giriş ücretli, Eğer Akrapolis her şey dâhil bileti alırsanız burada geçerli. Ulusal bahçelerin arkasında bulunmakta.

♦Hadrian Kemeri. Hadrian Kapısı olarak ta bilinmekte. Roma Tak’ı olarak bir anıt. Hemen Zeus tapınağı yanında bulunmakta. Eski roma imparatoru Hadrian gelişini kutlamak için yapılan bir anıt. 130 yılında yapılmıştır. Acropolise 350m uzaklıktadır.

♦Plaka. Bir yabancı için kesinlikle kendini Yunanistan’da hissedeceği asıl bölge burası. Bizim için ise çok tanıdık bir sima. Özel bir yer demeden herhangi bir ege bölgesi ile kıyaslayabilirsiniz. Kendimizi tamamen memlekette hissettiğimiz, bir yerdi. Yanımdan geçen bir turist kız İngilizce arkadaşına aynı Türkiye diyordu. Maksimum 2-3 katlı beyaz evlerin arasında dar sokaklardan ilerlerken sağlı sollu hediyelik eşyacılar, zeytin ağacından yapılma eşyalar satanlar, bolca zeytinci, halıcı, sabuncu, aynı bizim ülkemiz gibi. Nazar boncuğu gördük yok artık derken Fatma anamızın elini bile gördükten sonra aynı olduğumuza karar kıldık. Bu bölge gece çıktığınızda vaktinizi geçireceğiniz yer ama. Gece çok daha güzel, dükkânların yanı sıra her yerde restoran lokanta veya taverna. Özellikle yunanlar geç yemeyi seviyor bu nedenle akşam vakit geçirme konusunda hiç sıkıntı çekmezsiniz bu bölgede.

♦Akrapolis Müzesi. Mimar Bernard Tschumi tarafından inşa edilen ve Akropolis Tepesi’nden çıkarılan arkeolojik buluntulara ev sahipliği yapan müzedir. Atina Akropolisi’nin eteklerinde bulunan müze Dionysíou Areopagítou Sokağı’ndadır. Yeni müzenin inşaatı Selanik Aristoteles Üniversitesi’nden Arkeoloji Profesörü Dimitrios Pandermalis tarafından organize edildi. İçeride kafesi bulunmakta. Eğer müze girmeyi sevmeyen biriyseniz benim gibi, en azından bir yere gireyim derseniz burası o müze. Bizim son günümüze denk geldiği ve süre ayarlaması yapamayız belki diye girmediğimiz müze. Aynı zamanda müze dışında camların üzerinde yürüyorsunuz, altınızda eski kalıntıları ve eserleri görmeniz mümkün. Girmeseniz bile gitmeniz en azından dışını görmeniz gereken bir müze. Dışında Akropolise doğru yürürken kafe, restoranlar bulunuyor dinlenmek isterseniz.

♦Kolonaki Bölgesi. Biraz daha lüks restoranların, kafelerin olduğu bölge. Öğlen yemek yemeye gittim ve hayal kırıklığıydı burası. Güzel bir yemek yedik ama. Lycabettus Dağına bu bölgeden teleferik ile çıkılıyor. Tepeden gece indiğimizde tamamen farklı bir bölge vardı. Kafeler dolmuş, gençler gelmiş, çok daha hareketli ve mutlaka gece görülmesi gereken, Uzaktan ise aydınlatılmış Akropolis manzarası ile kendini affettiren bir bölge oldu benim için burası.

♦Pireas Bölgesi. Metro ile yeşil hat en son durakta iniyorsunuz. Liman bölgesi, deniz ürünü tatmak istiyorsanız herkesin önerisi bu yönde ama bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Ufak bir meydanı var zaten, burada kaybolmanızda zor değil, yürüyerek gezmeniz için kaldırımlarda serimler var zaten. Mpoumpoulinas Caddesi’nin olduğu bölge güzel. Buraya gelirseniz Gazi College’da oturup tatlı yiyin.

♦Ada gezisi. Monastraki Meydanı’nda satış ofisleri bulunmakta. Sizi otelinizden alıp, Aegina, Hydra ve Poros. Yemek dahil, adalarda 2-3 saat vakit geçiriyorsunuz. Eğer vaktiniz varsa yapabileceğiniz bir tur. Eğer kendim giderim derseniz tek yer almanız lazım aynı şekilde yapamıyorsunuz turu saatler uymuyor. Biz 8€ bir yön sadece Aegina adasına gittik. Adaya giden bir kaç alternatif, saat var, en ucuzu 8€’ya var boş yere 14€’luk gemilere binmeye gerek yok, en fazla 30 dakika kazanırsınız. Adada açıkçası pek fazla bir şey de yok yani vakit geçirecek, görecek. Kısa bir fayton turu yapabilirsiniz. Güzel deniz ürünleri yiyebilirsiniz, deniz kenarı güzel kafeler, tatlıcı, dondurmacılar da var. Bu adada asıl olay, bizim Antep fıstığı. Adada her yer fıstık ağacı dolu, ister kavrulmuş, ister taze olarak satılmakta. Ayrıca fıstık ezmesi olarak ufak kavanozlarda da satıyorlar. Bir çok stand var, fiyatlar farklılık gösterebilir, hepsinde standart değil. Almasanız bile mutlaka tadın ama özellikle ezmeyi 🙂

♦Antik Bölge. Evet, en sona neden bıraktım burayı? Çünkü hepimizin asıl gelme nedeni burası. Arada burayı da görün geçin demek istemedim. Akropolis’e giriş ücretli ve 20€. Eğer Atina’daki diğer antik yapıları da görmek istiyorsanız 30€ hepsi için verebilirsiniz.

  • Akropolis, (Yunanca. ἄκρος „yukarıda bulunan“, πόλις „Şehir“, Çoğul: Akropoleis) Eski Yunan kentlerinde, kentlerin yanıbaşındaki yüksekliklere verilen addır. Yunanca akropolis “yukarıda bulunan şehir” anlamına gelir. Klasik dönem Yunanistan’ında her önemli yerleşme yerinin bir akropolisi vardı.Tapınaklar, hazinelerin saklandığı yapılar ve çeşitli kurumlar burada yer alırdı. Saldırı durumunda akropolis sonuna kadar savunulurdu. Akropolislerin en ünlüsü Atina Akropolisi’dir. Attike ovasında, deniz düzeyinden 152 m yükseklikte 270×150 boyutlarında bir kayalık olan Atina Akropolis’ine Cilalıtaş devrinde yerleşildi. Tunç devrinde (M.Ö. yaklaşık 3000) evler ve bir kral sarayı yapıldı.Günümüze kalan görkemli yapılar, Milattan önce 5. yüzyılda devlet adamı Perikles tarafından başlatılan geniş bir yapı programı sonucunda gerçekleştirildi. Bizim saatlerce ayrılmak istemediğimiz, şehri ayaklarınızın altına aldığınız muhteşem bir yer. Şansımız olsa, daha saatlerce orada durup manzaranın tadını çıkartabilirdik.

  • Partenon (Antik Yunanca: Παρθενώνας, Partenonas), Athena’nın tapınağıdır, MÖ 5. yüzyılda Atina Akropol’ünde inşa edilmiştir. Antik Yunan’dan günümüze kalan yapılar arasında en iyi bilinenidir ve Yunan mimarisinin en büyük eseri olarak kabul edilir. Dış cephesinde kullanılan heykeltıraşlığın Yunan sanatının en yüksek noktası olduğu düşünülür. Dünyanın en büyük kültürel abidelerinden biri olarak Partenon, Antik Yunan`ın ve Atina demokrasisinin de sembolüdür. Tapınak Dor üslubu ile inşaa edilmiştir. Partenon isminin Athena Partenos`ün kült heykelinden geldiği sanılmaktadır. Bu heykel Fidias tarafından fildişi ve altın kullanılarak yapılmıştır, Athena`nın sıfatı partenos (παρθένος, bakire) tanrıçanın bekaretini simgelemektedir. Partenon, Perslerin MÖ 480’de eski Athena tapınağını yok etmesinden sonra yapılmıştır. Birçok Yunan tapınağı gibi Partenon da hazine olarak kullanılmıştır. 6. yüzyılda Partenon Bakire Meryem`e adanan bir kiliseye çevrilmiştir. Osmanlı Devleti`nin fethinden sonra 1456 yılında ise cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1687’de Türkler burayı cephanelik olarak kullanırken, bina Venedik tarafından bombardımana tutulmuştur. Patlamalar, tapınağa ciddi biçimde zarar vermiştir. Yunan isyanı sırasında Yunanlar tarafından savunma amaçlı olarak da kullanılmıştır. 19. yüzyılda heykel parçaları Lord Elgin tarafından İngiltere`ye taşınmıştır ve şu anda Britanya Müzesi`nde sergilenmektedir. Bu eserlerin Yunanistan`a gönderilip gönderilmeyeceği halen tartışılmaktadır.

  • Propylaion, Eski Yunan mimarisinde kutsal bir yapılar topluluğunun girişinde yer alan portikli kapı. En ünlü örneği Atina Akropolisi’nin girişinde bulunan, Mnesikles tarafından tasarlanmış Propylaion’dur (MÖ 437-432). Çeşitli olaylar sonunda zarar gören bu propylaionlar, başlangıçta, üzerine beş kapı açılmış bir duvarla bölünen ve arasından Kutsal Yol geçen dikdörtgen biçiminde geniş bir giriş sofasından oluşuyordu; giriş sofasının önünde ve arkasında zemindeki düzey farklarıyla ustaca birleştirilmiş, dor düzeninde iki revak bulunuyordu; sağda ve solda, apteros Zafer tapınağı’yla ve Pinakotek salonuyla bağlantılı küçük bir revak görülüyordu. Bu ad 18. ve 19. yüzyıllarda yeni-klasik ya da romantik üsluplardaki bazı başka anıtsal giriş yapıları için de kullanılmıştır. Bunların arasında Münih’teki Propyläen (1862) ile Berlin’deki Brandenburg Kapısı (1784) gibi yapıları vardır.

  • Erekhtheion, Atina Akropolisi’nde, MÖ 421-405 arasında Tanrıça Athena adına yapılmış Attika İon düzenindeki tapınak. Parthenon’la birlikte akropolisteki en önemli iki yapıdan biridir. Karmaşık yapısıyla ve ayrıntılarındaki olağanüstü yetkinlikle ünlüdür. Alışılmış Yunan tapınaklarından değişik planıyla, farklı iki kotta yer alır.Parthenon’a bakan güney cephesindeki saçaklığı taşıyan karyatid figürleri, Yunan Klasik dönem mimarlığının eşsiz örnekleridir.Kuzey ve doğu cephesindeki İon sütun başlıklarıysa Yunanistan’daki benzerlerinin en güzelleridir. Tapınağın adı, Yunan kahraman Erikhthonios’a adanan bir başka tapınaktan gelir.Bazıları ise tapınağın, efsanevi Kral Erekhtheus onuruna yapıldığına inanır. Mimarının Mnesikles olduğu sanılmaktadır. 19. yüzyılın başlarında bazı parçaları Lord Elgin tarafından sökülerek Londra’ya götürülen (Elgin Mermerleri) yapı, 20. yüzyılın başlarında kısmen onarılmıştır.

♦Acrapolis Yamaçları. Akropolis egelnler direk tepeye çıksa da kuzey ve güney yamaçlarında da görülecek çok şey var. Atina’nın eski dini ve kültürel yapısı yansıtmakta. İki yamaçta da, bir sürü kilise, kutsal mağara ve mabet bulunmakta. Kuzey ve güney tek giriş olarak sayılmakta. Ayrı bilet istiyorsanız 20€ kişi başı, 10€ indirimli.

♦Ancient Agora. Yani eski pazar. Burası eskiden Atina’lılar içn sadece pazar alanı değil, aynı zamanda politik ve hukuki merkeziydi. Bir sürü tarihi tapınak kalıntısı mevcut ama göze anında çarpan bu zamana dek iyi bir şekilde korunmuş olan Hephaistos Tapınağı. 7. yüzlılda yapılmıştır. Tek giriş 8€ indirimli 4€. Genel bilete burasıda dahil.

♦Hadrian Kütüphanesi. 132 yılında inşa ediliyor. roma imparatoru Hadrian’ın hediyesi, bu nedenle onun adını veriyorlar. Papirüs’ten kitaplar doğu tarafında saklanıyordu. Giriş 4€, indirimli 2€.

♦Roman Agora, Roma Pazarı. Eski pazardan uzak olmayan yer milattan önce 1inci yüzyıl pazarı. Kalıntılarda çıkan yazılara göre Julius Ceasar ve Augustus yapımı için bağışta bulunmuşlardır. Giriş 8€, indirimli 4€.

♦Zeus Tapınağı. Antik yunan tanrısı Zeus’a adanmış bir tapınak. Akropolis kadar büyük bir tapınak değil. Milattan önce 6ncı yüzyılca başlanıyor yapımına. Milattan sonra 3üncü yüzyılda saldırı sonrası az bir kısmı kalıyor ve sonrasında da onarılmıyor. Osmanlı kontrolündeyken burası, Belkıs Sarayı (Süleyman’ın (Peygamber) karısı) olarak bilinmekteydi. Şu anda sadece 15 kolon bulunmakta 16ncısı ise yerde yatmakta. Giriş ücretli, Eğer Akrapolis her şey dâhil bileti alırsanız burada geçerli. Ulusal bahçelerin arkasında bulunmakta.

◊  NE YENİR?  ◊

Yunan mutfağı bizden hiç farklı değil. Bir restorana gittiğinizde musakka, imambayıldı, cacık, irmik tatlısı, bulgur pilavı, büyük ölçüde birbirimize benzemekteyiz. Buranın bir artısı, porsiyonlar büyük ve doyurucu gerçekten, isterseniz yarım porsiyon da yapıyorlar.

Burada başka güzel bir yan ise anında soğuk su (maden suyu da değil üstelik) hemen masanıza geliyor.

♦Souvlaki. Bizim şiş kebap. Güzel yanı 3 şiş ile geliyor 🙂

♦Gyros. İlk denemeniz gereken şey bu. Yunan şiş kebabı diyebiliriz. Bizim tırnak pidenin arasında dolgun bir porsiyon ile geliyor. Çok özel bir tadı bizden farklı bir yanı yok ama denemeden dönmeyin.

♦Mutlaka bir tavernaya gidin akşam. Ünlü taverna olarak Platanos var ama biz gittiğimizde düğün vardı burada o yüzden giremedik. Plaka bölgesinde canlı müzik olan Stamatopoulos Tavernasına girdik. Çok keyif aldık. Tavernaya gelmişsiniz, ouzo (rakı) deneyin mutlaka, bizimkinden biraz daha tatlı geldi bana tadı.

♦The Greco’s Project. Temiz eli yüzü düzgün bir yerde yemek isterseniz parlamento binasına giderken sağda kalıyor. 2 kere gittim hepsinde de güzel porsiyonlar, doyurucu lezzetli yemekler yedik.

♦Gazi College’da tatlı yiyin. 2 farklı tatlı aldık brownie ve Tiramisu. Browni hayatımda yediğim en iyilerden biriydi ve tiramisu da gayet başarılıydı. Konsepti ortamı ve özellikle peçeteleri ile mükemmel bir kafe.

♦Zeytinyağı ve zeytin tadın mutlaka. Zaten nerde yesek diye düşünmenize gerek yok, her yerde mevcut.

♦Atina Salatası. Bizim iri doğranmış fasülyeli çoban salata.

♦Cacıki. Bizim cacık ama Yunan yoğurtları bizim süzme yoğurtlar gibi. Daha az sulu. Burada cacık ta daha susuz bizde meze kıvamında.

♦Deniz ürünleri. Gelmişken mutlaka tadın eğer şansınız varsa bir adaya gidip tatmanızı tavsiye ederim hatta.

♦Ouzo. Yunan rakısı. Bizden biraz daha tatlı bir tadı var bence.

◊  NE ALINIR?  ◊

Ne alalım derseniz, her yerde aynı olan şeyler burada da var. Magnettir anahtarlıktır vs. Burada önerebileceğim Athena heykeli alabilirsiniz. Popüler yerlerin yakınlarında pahalı olabilir, biraz daha ara sokaklara bakmanızı öneririm hediyelik konusunda.

♦Her yerde deri sandaletçi göreceksiniz. Erkeklerin ilgisini çekmez ama bayanlar deri sandalet alabilirler.

♦Ouzo. Free shop’tan veya valiz ile geldiyseniz şehirden ouzo alabilirsiniz.

♦Zeytin, zeytinyağı ve peynir. Zaten bulmakta zorlanmayacaksınız, free shopta bile var zeytin. Vakumlu halde turistler için yapıldığı çok belli zeytinler var bunlardan alabilirsiniz, ben free shoptan almıştım, şehirden ucuza gelmişti hatta.

♦Zeytin ağacından yapılma eşyalar. Alabileceğiniz diğer bir seçenek. Biraz pahalı olabiliyorlar bazen ama taşımanızda sorun olmayacaksa çok güzel ürünler var.

◊  ÖZET  ◊

Tamam, güzel yazdın hepsini aklımızda nasıl tutacağız diyenler için özetle buraları gezin:

  1. Monastraki Meydanı
  2. Ermou Caddesi
  3. Atina Metropolitan Katedrali
  4. Syntagma Meydanı
  5. Parlamento Binası
  6. Ulusal Bahçeler
  7. Zappeion
  8. Kolonaki Bölgesi
  9. Lycabettus Dağı
  10. Panathinaiko Stadyumu
  11. Hadrian Kemeri
  12. Zeus Tapınağı
  13. Plaka Bölgesi
  14. Akropolis Müzesi
  15. Akropolis
  16. Pireas
  17. Taverna’da bir gece

Mutlaka tadın diyebileceğim şeyler:

  1. Ouzo
  2. Souvlaki
  3. Deniz ürünleri
  4. Yunan kebapları
  5. Zeytin, peynir

Sonuçta, eğer ucuz bir tur veya uçak bieti bulursanız gidilebilecek bir yer ama çok büyük umutlarla, sanat eserleri, müzeler göreceğim ben edası ile gidecekseniz biraz hayal kırıklığı olacaktır. Yazın ama Türkiye’de tatil geçirmekten se belki aynı fiyat yada daha ucuza Yunanistan’da denize de girebilirsiniz, tatilinizi de yapabilirsiniz aynı bizim tadı da alırsınız.

Herkese iyi seyahatler!

Yorum

  1. Avatar

    Doruk bey çok güzel yazı olmuş sizin gibi bir gezgin olarak nacishane önerim diğer gidişinize ahtapot ızgara yemeniz olacaktır gerçekten başarılı yapan yerler var 🙂

Yorum Yaz